Osman Hamdi Bey

30 Aralık 1842 de İstanbul‘da doğar. Osman Hamdi Bey, İlk öğreniminden sonra 1856′da Mekteb-i  Maarif-i Adliye‘de öğrenime devam eder. Osman Hamdi Bey’in babası Edhem Paşa kendisi gibi oğullarının da Batı’da eğitim görmesini çok arzu etmiş ve bunu sağlamak için de elinden geleni yapmıştır. Bu nedenle 1857 yılında Osman Hamdi Bey’i hukuk öğrenimi için Paris’e göndermiştir.

Bir süre burada hukuk öğrenimi gördükten sonra resme olan tutkusu daha ağır basarak sonunda resmi tercih ederek Güzel Sanatlar Okulu’na devam etmiştir. Osman Hamdi Bey’in hocaları zamanın ünlü ressamları olan  Gerome (1824-1904) ve Boulanger (1824-1888) dir. Osman Hamdi bu iki ressamdan etkilenmiş ve dönemin  iyi eğitim görmüş ressamlarından biri olmuştur. Onun paris’te eğitimi sırasında 1862 yılında Şeker Ahmet Paşa (1841-1907) ve Süleyman Seyyid (1842-1913)  Paris’e resim eğitimi için gelmişlerdir. Osman Hamdi Bey Paris’te oniki yıl kalmıştır. Osman Hamdi Bey Paris’te Marie adlı bir kızla evlenir Türkiye’ye döndükten 4-5 yıl sonra ayrılır ve bu evlilikten Fatma ve Hayriye isimli iki kızları olur.

1869 tarihinde Osman Hamdi İstanbul’a döner. Mithat Paşa’nın Bağdat Valiliğine atanması ile O da Bağdat vilayeti Umur-u Ecnebiye Müdürlüğüne (Yabancı İşleri Müdürlüğü) getirilir. Bağdat’tan çeşitli görüntülerin yer aldığı tablolar ve karakalem desen çalışmalarını bu dönemde yapmıştır.

1871 yılında İstanbul’a dönen Osman Hamdi Bey  sarayda yabancı elçilerinin protokol işleriyle görevlendirilmiştir. Bu görevde başarısından dolayı bizzat Abdülaziz tarafından 1873 yılında Viyana’da açılan Uluslar arası Sergiye komiser olarak atanmıştır. Bu görevde en büyük destekçisi babası olmuştur.
Osman Hamdi Bey Viyana’da bulunduğu sırada yine bir Fransız ve adı da Marie olan ikinci eşi ile tanışır. İstanbul’a döndükten sonra birinci eşinden ayrılır Naile adını verdiği bu Fransız kızla evlenir. Bu evlilikten üçü kız biri erkek dört çocuğu olur.  ( Melek, Leyla, Nazlı, Edhem)

Mart 1875 yılında Afiri Paşa’nın yanında Hariciye Umur-u Ecnebiye Katibi (Dışişleri Bakanlığı protokol Müdür Muavini) olur. 1876 yılında Abdülaziz tahttan indirilince bu görevden alınarak Matbuat-ı Ecnebiye atanır. 1877 yılında Beyoğlu Altıncı Daire Belediye Müdürü olur. 1878 yılından sonra artık resme daha fazla zaman ayırma düşüncesiyle devlet memurluğundan ayrılır.

Osman Hamdi Bey 1881 yılında Müze-i Humayun’a  müdür tayin edilir ve Türk müzeciliğinde yeni ve verimli bir devre açılır. İlk Türk Müzesinin çekirdeği batı ülkelerinde olduğu gibi bizde de saray bünyesinde gerçekleşmiştir. Topkapı Sarayında birikmiş çeşitli hediyeler, ganimet ve silahların toplanmaya başlamasıyla Türkiye’de müze ile ilgili çalışmaları başlatan kişi Tophane-i Amire Müşiri Fethi Ahmet Paşa’dır. Tanzimat Devri’nin Maarif Nazırlarından Saffet Paşa’nın girişimleri ile Müze-i Humayun kurulur ve Galatasaray Lisesi öğretmenlerinden Mr. Goold müze müdürü olarak atanır. Sadrazam değişikliği nedeni ile Müze-i Hümayun Müdürlüğü kaldırılır. Yeniden bir sadrazam değişikliği ile müze müdürlüğü yeniden ortaya çıkar.  Ve Dethier adında bir Alman bu göreve getirilir ve bu doğrultuda bir çok çalışmalar yapmıştır. Goold’un müdürlüğü zamanında toplam 150 eser sayısı 650’ye çıkmıştır. Dethier’in özellikle 1876’dan itibaren işini aksattıracak şekilde sağlık problemleri olmuştur. 3 Mart 1881 yılında ölünce yerine en uygun kişinin Osman Hamdi Bey olduğu karar verilmiş ve 11 Eylül 1881 tarihinde müze müdürlüğüne başlamıştır.

Müzeciliğimizi ilk kez modern anlamda ele almaya başlar. İlk işlerinden birisi başından beri karşı olduğu, yabancıların yaptığı kazılarda ortaya çıkan eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklamayı planladığı tüzük hazırlığıdır. Paris’te yarım bıraktığı Hukuk eğitiminin yararları burada görülür. Yürürlükte bulunan “1874 Asar-ı Atika Nizamnamesini” 1883 yılında yeni baştan düzenleyerek eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklayan maddeler koydurur. Böylece batılı ülkelere Osmanlı topraklarından eser akışını engeller.

Osman Hamdi Bey’in yaptığı çalışmaların başında, artan eserlere sağlıklı bir binanın sağlanmasıdır. Aya İrini‘den sonra Çinili Köşke taşınan arkeolojik eserlerin büyük bölümü üst üste depolanmaktadır. Eserlerin kaydedilmesi, onarılması ve sergilenmesi çalışmalarına başlayarak, nem ve rutubetten uzak ve sağlıklı korunup sergilenebileceği gerçek anlamda bir İmparatorluk Müze binası yapılması için dönemin yöneticilerinden aldığı destekle bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesinin ilk kısmını 1899′da, ikinci kısmını 1903′de ve üçüncü kısmını 1907 yılında bitirterek ziyarete açar. Modern bir müze için gerekli kütüphane, fotoğrafhane ve model haneyi tamamlatır.

Osman Hamdi Bey, arkeoloji alanındaki çalışmaları ile de yurt dışına ulaşan bir ün sahibi olmuştur. Fransız, Alman, Yunan, İspanyol müzeleri, madalya ve nişanlarla Hamdi Bey’i kutlamışlardır. Böylece Türkiye milletlerarası üne sahip bir arkeolog, müzeci ve ressam, kazanmıştır. Birçok üniversite doktorluk ünvanı vermiştir.

Osman Hamdi Bey 1 Ocak 1882′de Sanayi- Nefise Mektebinin Müdürlüğüne de atanır  Bir yandan kazı ve müze işleri ile uğraşırken diğer yandan da bugünkü Mimar Sinan Üniversitesinin temeli sayılan “Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi”ni 1883 de kurar. Burada eğitim verecek hocaları seçer. Bugün İstanbul Arkeoloji Müzelerinin Eski Şark Eserleri Binası olarak hizmet veren binayı, “Sanayi-i Nefise Mekteb-i” olarak Mimar Vallauri ile birlikte tasarlayarak 2 Mart 1883 öğretime açılır.

Osman Hamdi Bey, gerek devlet işlerini yaparken, gerek arkeoloji ve müzecilik çalışmalarını sürdürürken ressamlığını, hiç ihmâl etmemiş, fırsat buldukça resim yapmıştır. “Kaplumbağa Terbiyecisi”, “Arzuhalci”, “Kur’an Okuyan Hoca”, “Silah Tüccarı”, “Leylak Toplayan Kız” “Şehzadebaşı Camisi Avlusunda Kadınlar” ” Feracali kadınlar” “Mimozalı Kadın” Ab-ı Hayat Çeşmesi” , Mihrap” gibi tabloları onun en ünlü yapıtları arasındadır. Resimlerini çoğunlukla yaz aylarını geçirdiği ve en sevdiği yer olan Kocaeli ilinin Gebze ilçesindeki Eskihisar‘daki evinde yapmıştır.

Osman Hamdi Bey, son çağın en seçkin siması ve gerçek anlamda uluslararası ün kazanmış bir sanatçımızdır. 1910 yılında İstanbul’da öldüğü zaman, memlekette ve dünyada Alman, Fransız ve İngiliz basınında Osman Hamdi’nin ölümü ile ilgili yazılar yer almıştır.

Osman Hamdi Bey Nemrut Kazıları sırasında 1883

Eskihisar/Osman Hamdi Bey Evi ve Müzesi

Osman Hamdi Bey  1910′da istanbul’da öldü. Eskihisar’da bulunan köşkün arka bahçesine defnedilir. Mezarının baş ve ayak kısmına o zamanın bakanlar kurulu kararı ile isimsiz iki Selçuklu mezar taşı dikilmiştir.
Ölümünden sonra  Müze-i Hümayun’un ve Sanayi-i Nefise Mektebinin başına kardeşi Halil Ethem bey (1910-1931) geçmiştir.

Osman Hamdi Bey resimlerinde Türk sanatı, kültürü, mimarisi, çinili panolar, duvarlar, halılar, süslemeli objeler, örtüler, kandiller, türbe mekanları, hat levhalar, insan figürlerini çok güzel bir şekilde resmetmiştir. Dikkat ederseniz resimlerde o dönemin mimarisi, nesneleri, ve çinilerin olağanüstü bir çekiciliği var..

Osman Hamdi Bey’in en önemli resimlerinden biri olan, “Kaplumbağa Terbiyecisi” adlı tuval üzerine yağlı boya resmi, 1906 yılında 223 x 117 cm  boyutlarında harikulade bir resimdir. Sanatçı bu tablosunda, Bursa Yeşil Cami’de üst katta soldaki odanın avluya bakan pencere duvarıdır, bu duvarı kaplayan çiniler olduğu gibi resmedilmiştir.

“Bursa’da Yeşil Cami’de” 1890 81 x 59 cm Tual üzerine yağlı boya.

“Cami Kapısı Önünde Konuşan Hocalar” 140×105 cm tuval üzerine yağlı boya.

“İlahiyatçı” 1907  90 x 113 cm.

“Silah Taciri” 178 x 134 cm 1908 Tual üzerine yağlı boya.

Osman Hamdi Bey’in “Silah Taciri” adlı resim tablosu üzerinde çalışırken bir fotoğraf.

Çiçek Yerleştiren Kız I Tual üzerine yağlıboya 55 x 37 – 1881

“Sultan Ahmet Camii Girişinde Kadınlar”

İki Müzisyen Kız 54×39 cm. Tual üzerine yağlıboya 1880.

“Kuran Okuyan Kız” 70×51 cm. Tual üzerine yağlıboya 1880.

“Mimozalı Kadın” 1906, 130 x 93 cm.

“Gezintide Kadınlar” 1887 84 x 132 cm. Tual Üzerine yağlıboya (Sultan Ahmed Cami kuzey cephesi şebekeli duvar önü)

Mihrab, 1901

Tuval / Yağlıboya
210 x 108 cm.
Özel Koleksiyon

Osman Hamdi Bey’in belki de üzerinde en çok tartışılan resimlerinden biridir “Mihrap”. Gerek döneminde gerekse döneminden neredeyse 100 yıl sonra sergilendiğinde eleştirilerin hedefi olmuş ve sadece eleştirilmekle de kalmayıp saldırılara dahi hedef olmuştur? O halde “Mihrab”ı bu kadar eleştirel kılan nedir ya da bir başka deyişle “Mihrab”ın bu denli tepki çekmesinin nedeni ne olabilir?

Edhem Eldem, Emine Fetvacı’nın An Orientalist Reconsidered: Osman Hamdi adlı yüksek lisans tezinde (Williams College, 1996, s.12-14.) Osman Hamdi Bey için yapılan Oryantalist “suçlaması”nı reddettiğini ve bunun yerine İpek Aksüğür Duben’in “reformist” yorumuna benzer bir misyon/mesaj varlığından bahsettiğini belirtir. (Edhem Eldem, “Osman Hamdi Bey ve Oryntalizm”, Dipnot, S.2, Kış-Bahar 2004, s.41.) Yine Fetvacı’ya göre, bu mesaj yüklemesinin asıl örneğini teşkil eden tablo, bir rahleye oturmuş, ayaklarının dibine de dini içeriklerin kitapların düzensizce atılmış olduğu bir kadını tasvir eden “Mihrab” adlı eserdir. Fetvacı, “Mihrab”ın bir isyan mesajı ilettiği görüşündedir. Kadını ezen geleneksel ve dogmatik baskılara karşı başkaldırıyı simgelemekte, Osmanlı tolumunun Batılılaşma/Modernleşme kavgası içinde kadının statüsüne atfedilen önemin bir yansımasını oluşturmaktadır. (Fetvacı’dan aktaran Edhem Eldem, a.g.m., s.42.)

Edhem Eldem, Emine Fetvacı’nın yorumuna katılarak, Osman Hamdi Bey’in bu tablosunda, belirgin bir şekilde kadın ile İslam-veya genel anlamda din- arasında bir çatışmaya atıfta bulunduğunu ve bu çatışmada kadından veya kadının özgürleşmesinden yana bir tavır sergilediğini belirtir. Ancak yine de “Mihrab”da özgürleşmeye bir mani olarak algılanarak simgesel olarak da olsa yere atılan ve ayaklar altına alınan dini içerikli kitapların bir hocanın elinde ya da bir rahle üzerinde yer alması durumunda nasıl algılanması gerektiği konusuna dikkati çeker. (Edhem Eldem, “Osman Hamdi Bey ve Oryntalizm”, Dipnot, S.2, Kış-Bahar 2004, s.52.) Daha önce de bir kaç kez tekrarlamış olduğumuz Vasıf Kortun’un “entelektüel şizofreni” tabirinin burada bir kez daha devreye girdiği görülebilmektedir.

“Mihrab” a ilişkin olarak Haşim Nur Gürel ise, bu resimde Osman Hamdi Bey’in kadın ve kitap temalarını çakıştırdığını ve ağırlığı kadından, tenden, dünyevi olandan yana koyduğu yorumunu yapar. Yine Haşim Nur Gürel’e göre, ressam bu yapıtıyla 20. yüzyılı, kadınların öneminin artacağı bir çağı karşılamaktadır. (“Osman Hamdi Bey ve İkonografisi”), www.sanalmuze.org)

Kompozisyonun sol yanında yer alan tek şamdan ve devasa mum ise, Haşim Nur Gürel’e göre Freudian cinsel yorumları akla getirmekte, (eş deyişle fallik objeler olarak görülebilmekte) önde yer alan buhurdandan yayılan dumanlar ise, uhrevi dünyanın karşı kutbunu oluşturmaktadır.

Kompozisyon hangi açıdan okunursa okunsun, “Mihrab” onun halen en çok tartışılan ve en çok yoruma açık olan resimlerinden biridir. Osman Hamdi Bey konusundaki araştırma ve yorumların mutabık kaldığı “Osman Hamdi Bey”in bir mesaj iletme kaygısı taşıdığı da, belki de en çok bu resim için geçerlidir.

Kaynak: www.sanalmuze.org


Kaynak:

-Kültür Bakanlığı Yayınları: 1058 – Osman Hamdi Tablolarında Gerçekle İlişkiler – V. Belgin Demirsay.

-Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün’ ün inceleme yazısından yararlanılmıştır.

OSMAN HAMDİ BEY VE OSMANLI KADINLARI…
18.02.2008

HASAN ÖZSAN / ANKARA

Hasan Özsan Hammâmîzade İsmâil Dede Efendi, Klasik Türk Müziğine uzak duran padişah Abdülmecid’in batı müziğine olan düşkünlüğü karşısındaki ezikliğini, ‘Yine bir gülnihal’ bestesi bile kurtaramamıştır. O Abdülmecid ki babası Sultan II. Mahmud’un başlattığı batılı ıslahat hareketlerini hayata geçirmekle meşguldü.

Hacı Arif Bey’e gelince… Çok ilginçtir, piyano konçertoları bestelemiş olan, sarayın kapılarını batılı opera ve tiyatro sanatçılarına açan, batılı yazarların kitaplarına iltifat eden  Abdülhamid’in teveccühüne mazhar olmasını bırakın bir yana, hapislerde bile yatmıştır.

Aslında Türklerin batı düşüncesi ve kültürüne bulaşması Fatih’in İstanbul’u alışıyla başlamıştır.  Fatih’in, İslam’da resmin yasak olduğu taassubunun katı olduğu bir zamanda  Bellini’yi çağırarak ‘tıpkısı’ resmini yaptırması batı kültürüne atılan ilk ciddi adım olmuştur. Ancak, ol rivayet odur ki ölümünden sonra tahta geçen oğlu  II. Beyazıd sofuluğu yüzünden resimleri dağıttığı için Fatih’in  ünlü portresi şimdi yaban ellerdedir. ( Londra National Gallery ).

Yani diyeceğim Fatih’in batı kültürüne adımını attığı o tarihten sonra en çok 19 YY padişahları IV. Mustafa , II Mahmud ,  Abdülmecid , Abdülaziz , V. Murad, II. Abdülhamid gibi padişahlar  saraylarının yüzünü ağırlıklı olarak batı kültürüne çevirmişlerdir. Gerek azınlık olsun, gerek levanten  ve ecnebi sanatçılar olsun hiç birine karşı ilgilerini esirgememişlerdir.  Batı müziğine ve Batı edebiyatına ilgi duymuşlar,  batılı anlamda pozitif bilme ve fenne dayalı kurum ve kuruluşlar açmaya çalışmışlardır. Haliyle sarayın etkisinde kalan Osmanlı aristokrasisi de batılı kültüre kayıtsız kalmamıştır.

İşte Osman Hamdi Bey onlardan biridir. Bir vezir oğlu olarak böyle bir ortamda büyüyen Osman Hamdi Bey 15 yaşında iken eğitim almak üzere Fransa’ya gönderilmiş ve  orada tam 12 yıl kalmış.  Her iki eşini de Fransızlardan seçmiş.

Osman Hamdi Bey,  hem Osmanlı aydını olması hem de  Fransa’da eğitim görmesi, iki eşinin Fransız  ve altı çocuğundan beşinin kız olması gibi nedenlerle Osmanlı kadınlarına karşı duyarsız kalamamıştır. Resimlerini oryantalist çizgilerle ama batılı mesaj verme kaygısıyla çizmiştir.

Osman Hamdi Bey’in yapmış olduğu bu resimlerden, Osmanlı kadınlarının batılı hemcinslerinin düzeyine erişmeleri için sosyal ve dini baskılardan uzak tutulması gerektiğine inandığı anlaşılmaktadır.  Kadınların kapalı bir toplum içinde yaşamayı hak etmeyecek kadar masumiyet içinde olduklarını anlatmaya çalışmış. Örneğin, Kuran Okuyan Kız (1880) resminde bir rahle önünde oturan bir kızın, dışa açık geniş bir pencere yanında saçlarının önü çok açık olarak Kuran okurken resmetmiştir. Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız I ve Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız II (1890 ) resimlerindeki kızların başları da aynı şekilde açıktır. Çarşaflanan Kadınlar (1880) resminde de dışarıya çıkmaya hazırlanan bir kız çarşafa bürünmeden önce son defa aynaya bakmaktadır. Bu haliyle sanki aynada gördüğü modern suretini örtmeye kıyamamaktadır. Diğer resimlerde de benzer mesajları içerir. ‘Gezintide Kadınlar (1887) ‘ Cami kapısındaki Kadınlar’ gibi resimlerindeki kadınlar ise dışarı adım atmış olan kadınlardır.  Bu kadınların üzerinde çarşafı andırır bir giysi göremezsiniz. Üzerlerindeki elbiseler (feraceler ve yaşmaklar) capcanlı, sıcak renkli kumaşlardan yapılmıştır.  Ancak, hiçbiri Mihrap adlı resim kadar çarpıcı değildir. Osman Hamdi Bey’in bu resmini baskıcı ve dindar olarak bilinen Abdülhamid zamanında yapmış ve sergilemiş olması bazılarını şaşırtabilir.  Ama, Abdülhamid’in kültür olarak asrileşmiş bir padişah olduğunu bilenler için bu pek de şaşırtıcı olmasa gerek.

Evet, Osman Hamdi Bey Mihrap adlı resmini 1901 yılında 210×108 ölçülerinde yapmıştır.

Resim bir camii içini göstermektedir. Üzerinde devre göre oldukça açık sayılan bir elbise bulunan başı açık bir kadın, arkasını  Kuran yazısı ile çevrelenmiş  olan mihraba arkasını dönmüş olarak, büyük bir rahle üzerinde dimdik oturmaktadır.  Bakışlarında bir özgüven ve kararlılık okunur. Ayaklarının çevresinde ise öylesine atılı vaziyette Kuran ve Kuran sayfaları bulunmaktadır. Resmin hemen önünde yer alan buhurdandan dumanların yayılması resme mistik bir hava vermektedir. Mihrabın yanında ise dev bir mum durmaktadır… Acaba bu mum neyi temsil etmektedir? Dini mi, Osmanlıyı mı?..

>Osman Hamdi Bey bu Mihrap adlı eserindeki mesajla, kadını dinin taassubundan yani tüm doğmalardan ve onu kapalı mekanlara tutsak eden geleneksel ahlak anlayışından kurtarmak gerektiğini vurgulamak istemektedir bana göre. Ama kimileri bu resimle Osman Hamdi Bey’in, ‘kadının her şeyin üstünde olduğunu’ gösterdiğini öne sürmüştür. Nitekim Prof. Dr. Nihat Boydaş Hatsa Fidan’a verdiği söyleşisinde  (Diyanet Aylık Dergisi sayı 153) şöyle demiş:

‘Son yıllarda, özellikle 20.yy.dan başlayarak kadının sanattaki yeri araştırılıyor. Öyle biliyorum ki 19.yüzyılın sonlarına doğru, Batı karşısında kadın hakları veya kadına verilen değer konusunda kendini ezik hisseden Türk kadınları, masaya oturup, kitap açıp, eline kalem almışlar ve resim çektirmişler. Biz de okur yazarız! Böyle bir hava esmiş. Herhalde bu eziklikten dolayı olacak ki, Osman Hamdi Bey de mihrabın önünde rahle üzerinde oturan bir kadın resmi yapmış. Tabi o dönemin insanları bunu garip karşılamışlar. Tarihini iyi hatırlamıyorum, bizde bir medrese-üniversite açıldığı zaman devrin önemli bilim adamlarından birisine açılış konuşması yaptırmışlar. Medresenin açılışında, konuşma sırasında konuşmacı, hocalık mesleğinin peygamberlik sanatı gibi önemli olduğunu söylemiş. Tabii sarıklı ulema saldırmış: “Peygamberlik sanat değildir, o vehbidir Allah tarafından verilir. Sen buna nasıl sanat dersin?” O gün kapatmışlar, kapıya kilidi vurmuşlar. Aynı kişinin çok üzüldüğünü belirten bir şiiri var. Şöyle diyor: ‘Cehalet mültezem, kesbi kemal cünhamız bizim. Yarabbi! cürmü tahsili ilimden tövbeler olsun.’ Aynı şeyi bu fakire sorarsan, bazen ben de öyle diyorum. İslâm’ın kadına bakışını ayrıca söylüyorum. Araplarda kadın bir mal gibi alınıp satılırken, o günün şartlarında peygamber çıkıp “Cennet anaların ayaklarının altındadır” diyor. Benim kültürümün temelinde bu var. Osmanlı kültüründe ise Hakanla karısı yan yana oturuyordu. Osman Hamdi Bey’in tablosu bir çıkıştır. Osman Hamdi Bey onu öyle koyarak kadının bizde ne kadar kutsal olduğunu anlatmak istemiştir..’

Ancak, Osman Hamdi Bey’i’, ‘müslümanlığı az benimseyip rum bilincini koruyan bir kişi’ olarak niteleyen Sezer Tansuğ’a göre ise:  ‘Avrupa’da hiç bir oryantalist ressam cami mihrabı önündeki rahleye model Ermeni kızını oturtup, ayaklarının altına Kuran-ı Kerim sayfalarını yayacak kadar ileri gidememiştir’ Sezer Tansuğ’un bu öfkesine karşılık Osman Hamdi Bey’in torunu Cenan Sarc ise, resimdeki kadının hamile olarak çizildiği, bu nedenle Osman Hamdi Bey’in ‘annelik her şeyin üzerindedir.’ gibisinden bir mesaj vermek istediğini söylemiş. Sunay Akın ise bir yazısında : ‘Bu tablo, yaşama ve insana din çerçevesinden bakmanın karşıtı olan pozitif düşünceyi simgelemektedir.’ der.

Hasan Bülent Kahraman da İpek Duben’in Türk Resmi ve Eleştirisi 1880-1950 adlı kitabını önsözünde: ‘…sanatçılarımızın Batılılaşma ile birlikte etkilendiği pozitivizm, Gérôme ve Osman Hamdi çizgisiyle Cumhuriyet döneminde ilke edindiği “inkılapçı ideoloji”nin’ bir anlamda örtüştüğü sonucuna varmış. Ayrıca İpek Duben, Osman Hamdi Bey’in hümanist, bireye önem veren bir sanatçı olduğunu da söyler.

Yani kısacası, Osman Hamdi Bey’in ‘Mihrap’ adlı eserinin zamanında çok tartışıldığını, şimşekleri üzerine çektiğini tahmin etmek güç değil. Kuşkusuz tartışılmaya da devam edilecektir… Ancak günümüzde belirli entelektüel kesimin dışına çıkarak popüler kültürden nasibini alamadığı pek çok kişinin bu tablonun varlığından haberinin olmamasından anlaşılıyor. Haberi olan kimileri ise bu resmi görmezden gelmeyi yeğlemiş. Ancak şu gerçeğin altını çizmek istiyorum. Sözüm ona demokratik ve özgür bir ortamda tesettürün hararetle tartışıldığı bu gün, böyle bir resmi yapmaya benim diyen ressam cesaret edemez. Her ne kadar Osman Hamdi Bey bu resmini bundan 100 yıl önce teokratik olduğu öne sürülen bir devletle iç içe yaşarken yapmış olsa da…


HASAN ÖZSAN
E Mail: hasanozsan@yahoo.com



Etiketler: , , , , , ,




Benzer yazı bulunamadı !

“Osman Hamdi Bey” için 5 Yorum

  1. ferhat diyor ki:

    ressamlar hakkında hiç bilgimiz varmı.
    inaninki benim de yok kızım ilkokul 3.sınfa gidiyor öğretmeni ders vermiş ben de araştırdım .şimdiöğrendim.OSMAN HAMDİ BEYİN bu memlekete ne kadar faydası olmuş.allah rahmet eğlesin.

  2. Songül diyor ki:

    Bilgilendirmeler için çok teşekkürler…

  3. novel network diyor ki:

    Hello there, just became alert to your blog through Google, and found that it’s really informative. I’m gonna watch out for brussels. I’ll appreciate if you continue this in future. Many people will be benefited from your writing. Cheers!

    (Google tercümesi:Merhaba oradakiler, Google aracılığıyla sitenizi buldum ve gerçekten bilgilendirici olduğunu buldum. Ben brükseldeyim.sitenizi takip edeceğim. Gelecekte bu devam ederse ben takdir edersiniz. Birçok kişi yazınızı yararlanmış olacaktır. Başarılar!)

  4. İhsan diyor ki:

    Osman Hamdi Bey’in Mihrap adında bu kadar cüretli bir tablo çizmiş olması, ve de bunu Abdülhamit döneminde yapmış olması ilgintir. Sanırım üstad hep yabancı hanımlara ilgi duymuş, iki evliliğini de nedense yabancı hanımlarla yapmıştır. Osman Hamdi’nin tutumu ilerici bir tutumdan ziyade batı ile doğu arasında sıkışmış, karışık bir kafanın ürünü.

  5. İsmet Çabuk diyor ki:

    Osman Hamdi Bey’in “MİHRAP” adlı eserini anlayabilmek için, Hacı Bektaş Veli’nin; “Okunacak en büyük kitap insandır” sözünü bilmek gerek.
    Hele o insan kadın ise, ve de hamile ise, yani tabloda olduğu gibi… Kadın doğurganlığı temsil etmesi hesabiyle Tanrıça olarak kabul edilmemişmidir…Allah insanı yeryüzünde kendi halifesi yapmamışmıdır…Kendini bilen Rabbını bilir demişler…

Yorum yapın

Dernekten Haberler

Başsağlığı
Başsağlığı Temmuz 19th, 2011 yazar editor
Gelenekselden Moderne Resim Sergisi
Gelenekselden Moderne Resim Sergisi Mayıs 30th, 2011 yazar editor
Veysel Kubat Resim Sergisi
Veysel Kubat Resim Sergisi Mayıs 10th, 2011 yazar editor
Resim ve Heykel Sergisi
Resim ve Heykel Sergisi Nisan 29th, 2011 yazar editor
Polis Haftası Resim Sergisi
Polis Haftası Resim Sergisi Nisan 7th, 2011 yazar editor
Söyleşi
Söyleşi Mart 22nd, 2011 yazar editor
Zeynep DALKILIÇ  Yalçın GÜRSEL
Zeynep DALKILIÇ Yalçın GÜRSEL Mart 9th, 2011 yazar editor

© Copyright 2010 Web Dizayn: Adana Ressamlar Derneği
Sitemap | Son Yorumlar | Son Yazılar