GÖRME BİÇİMLERİ-JOHN BERGER

BÖLÜM 1

Yaşadığımız çevreyi algılamaya, tanımaya ve anlamlandırmaya görerek başlıyoruz. Gelişen ve bizi yönlendiren görme edimi, yaşadığımız toplumun değerlerine, aldığımız eğitime, hayata bakış açımıza, düşündüklerimiz ve inandıklarımıza göre biçim kazanıyor.Bu biçim doğrultusunda, gördüklerimizi dile getirme çabasıyla görsel imgeler yaratıyoruz.

Yarattığımız imgelerin imgenin canlandırdığı nesne ve kişilerden daha kalıcı olması (resimsel anlamda üretilen nesneler olarak) ve zaman içerisinde imgenin canlandırdığı nesne ve kişilerin yerini alması sebebiyle görünümleri aslında yeniden yaratmış yeniden üretmiş oluyoruz.

Ancak, var olan imgelerin yani yeniden yaratılmış görünümlerin incelenirken imgenin içinde yaratıldığı yer, zaman, yaşam tarzı, toplumsal değer gibi imgenin oluşumunda önemli rol oynayan etkenlerin göz ardı edilmesi, farkında olmadan sadece imgeyi yaratan kişinin yani sanatçının bakış açısına göre değerlendirme yapılması imgenin gösterildiği gibi, sorgulanmadan, kabul edilmesi bizleri imgenin canlandırdığı nesne ve kişiden yani aslolandan uzaklaştırmış yanılgılara düşürmüştür. Bu inanma sürecinde tabiki eleştirmenler ve eser için yazılmış açıklayıcı  metinler de büyük rol oynamıştır.

Söz konusu yanılgılar fotoğraf makinasının bulunmasından sonra daha da belirginleşmiştir. Görünümlerin fotoğraf makinasıyla oluşturulması fotoğrafi çeken kişinin bizlere tamamen kendi gördüğü ve göstermek istediği dünyayı kendi yorumuyla sunmasıdır.

Fotoğraf gerçekliğinin fotoğrafı çeken kişinin gerçekliği olduğunun farkedilmesi, izleyiciyi imgeleri değerlendirme konusunda daha nesnel olmaya sevketmiştir…

BÖLÜM 2 ve 3

Kadın ve

İmgelerin görme biçimlerine göre yaratılıyor olması resim geleneğinde kadın ve erkeğin, özellikle de kadının yerini belirginleştirmiştir. Kadın imgesi nesneleştirilmiş, erkeğin mülkiyetinde kabul edilerek ele alınmıştır. Kadının bu şekilde değerlendirilmesi kutsal kitaplardan gelen inanış biçimleriyle toplumsal değerler içinde kendiliğinden benimsenmiş ve kuşaklar boyunca devam etmiştir. Zaman içerisinde, erkekler tarafından izlenen edilgen bir nesne olmak bunun sonucunda da bir başkası tarafından beğenilmeye yönelik yaşamak kadının kişiliğini oluşturmuştur. Bu kişilik kadını devamlı kendini seyretmek zorunda bırakarak kendi imgesiyle yaşayan bir varlık olmaya itmiştir. Çocukluğunun ilk yıllarından beri kadına öğretilen budur.

Kadından bu şekilde bahsetmemizin sebebi kadın imgesinin Avrupa yağlıboya resim geleneğinin bir türünde durmadan yinelenmiş olmasıdır. Bu tür çıplak kadın resmidir. Resimde çıplaklık ve nü resim birbirinden ayırt edilmesi gereken şeylerdir. Çıplaklık, kişinin kendisi olması, varlığın olduğu gibi yansıtılması anlamına gelirken nü resim ise seyredilmek amacıyla çıplak olmaktır. Seyredilmek üzere ortaya çıkmak insanın derisinin, vücudundaki kılların, bu durumda hiçbir zaman çıkarılıp atılamayacak bir çeşit örtüye dönüşmesi demektir. ’lük bir çeşit giyinikliktir.

Sıradan Avrupa nü resimlerinde asıl kahraman resimde hiçbir zaman görünmez. O, resmin önündeki seyircidir ve erkek olarak kabul edilir. Her şey ona göre yapılmıştır. Her şey onun orda bulunmasından dolayı olmuş gibi görünmelidir. Resimdeki vücutların nüleşmesi onun içindir ve onun cinselliğini uyandırmak için yapılmıştır. Kadın seyredilen birisi olarak dişiliğini sunarken  çoğunlukla resmin dışına, kendisini kadının gerçek aşığı sanan kişiye     -seyirci  sahibine – bakar…

BÖLÜM 4 – 5 VE 6

Mülke ve alışverişe karşı edinilen yeni tutumlarla belirlenen dünyayı görme biçimleri görsel anlatımını,  kendi görüş biçimini bütünüyle 18. yüzyılda bulan ve kabaca 1500 – 1900 tarihleri arasını kapsayan yağlıboya resim döneminde bulmuştur.

Yağlıboya resimlerde nesneler çoğu zaman oldukları gibi gösterilir.Gerçekte bunlar satınalına bilir nesnelerdir.Bir nesnenin resmini yaptırıp aldığınızda onu beze geçirtmek o şeyi satın alıp evinize koymaktan çokta farklı değilidir. Böylece bir resim satın aldığınızda o resimde gösterilen nesnelerin görünüşlerini de satın almış olursunuz.

Yağlıboya resmin, nesnelerin dokunabilirliğini, parlaklığını, dokusunu,   katılığını, renklerini ve sıcaklığını yansıtmadaki üstünlüğü ayrıca resmi seyredende gerçek nesnelere ve malzemelere baktığı sanrısını uyandırması anamalın toplumsal ilişkilerde yaptığı etkiyi görünür kılmayı kolaylaştırmıştır.

Resimde gösterilen nesneler çoğunlukla sahibinin zenginliğini ve alıştığı yaşama biçimini yansıtır ve bu zenginlik tek haklı nedenini paranın satın alma gücünde bulan bir zenginliktir. Böylece resim parayla satın alınabilecek şeylerin istenirliğini gösteren bir metafor haline de gelir.

Bunun yanında yağlıboya resim geleneğinin ölçütlerinden kurtulmuş, geleneğin değerlerine taban tabana zıt yapıtlar vermiş olağanüstü sanatçılarda vardır. Rembrandt, Vermeer, Poussin, Chardin, Goya ya da Turner gibi sanatçılar resmin, maddesel mülkü, mülkle birlikte toplumsal sınıfı kutlamaktan başka birşey yapmadığını anlamış, ressamlara yakıştırılan görme biçimlerinden kendilerini kurtararak  kendi özgün görme biçimlerini ortaya koymuşlardır…

BÖLÜM 7

Görsel imgelerin günümüzde en çok reklamcılık sektöründe kullanıldığını görüyoruz. Reklam, yüzeysel görünüşü değişmiş, bunun sonucu olarak kıskanılacak duruma gelmiş insanları göstererek bizi değişikliğe inandırmaya çalışan çekicilik üretme sürecinin yani reklamcılığın ürünüdür.

Her gün yüzlercesinin önünden geçtğimiz ve bize seslenip durmasına alıştığımız için üzerimizde bıraktığı etkiye pek dikkat etmediğimiz reklamlar her birimize bir nesne daha satın alarak kendimizi ya da yaşamlarımızı değiştirmemizi önerir.

Çoğu zaman geçmişten ve her zaman da gelecekten söz eden reklamlarda anamalcılığın egemen olduğu kentlerdeki tüketim maddelerinin oluşturduğu büyük yığınlar, seçme özgürlüğü olan alıcının ve girişim özgürlüğü olan üreticinin bulunduğu Özgür Dünyanın sunduğu görsel imgelerdir.

Reklam hiçbir zaman bilinen bir zevkin alıcıya yeniden tattırılması olamaz. Reklam hep gelecekteki alıcıya seslenmek zorundadır. Alıcıya satmaya çalıştığı ürünle ya da olanakla çekicilik kazanmış olan kendi imgesini yansıtır. Bu imgeyle alıcıda,  kendisinin gelecekte olabileceği durumu özleten bir kıskançlık uyandırır.Bu kıskanılası Ben’i yaratan aslında başkalarının duyduğu kıskançlıktır. Reklam nesneleri değil, toplumsal ilişkileri amaçlar. Reklam zevk değil mutluluk vaad eder bize: dışarıdan, başkalarının gözüyle görülen bir mutluluk. Kıskanılmanın getirdiği bu mutluluk da çekicilik yaratır.

Ürünü edindiği zaman erişeceği duruma bakarak kendini kıskanması beklenen alıcının o ürünle başkalarının kıskanacağı bir nesne durumuna dönüştüğünü düşünmesi amaçlanır. Bu kıskançlık onda kendini beğenme duygusunu güçlendirecektir. Bunu başka türlü anlatmak gerekirse: Reklam imgesi alıcıdan, aslında onun kendisine duyduğu sevgiyi çalar; sonra da bu sevgiyi ona, alacağı ürünün fiyatına yeniden satar.

Reklam tüm bu görsel imgeleri yaratırken tabiki Avrupa’da dört yüzyıl boyunca egemen olan yağlıboya resim geleneğinin dilinden yararlanmıştır…



Etiketler: , , , , , , , ,




Benzer yazı bulunamadı !

Yorum yapın

Dernekten Haberler

Başsağlığı
Başsağlığı Temmuz 19th, 2011 yazar editor
Gelenekselden Moderne Resim Sergisi
Gelenekselden Moderne Resim Sergisi Mayıs 30th, 2011 yazar editor
Veysel Kubat Resim Sergisi
Veysel Kubat Resim Sergisi Mayıs 10th, 2011 yazar editor
Resim ve Heykel Sergisi
Resim ve Heykel Sergisi Nisan 29th, 2011 yazar editor
Polis Haftası Resim Sergisi
Polis Haftası Resim Sergisi Nisan 7th, 2011 yazar editor
Söyleşi
Söyleşi Mart 22nd, 2011 yazar editor
Zeynep DALKILIÇ  Yalçın GÜRSEL
Zeynep DALKILIÇ Yalçın GÜRSEL Mart 9th, 2011 yazar editor

© Copyright 2010 Web Dizayn: Adana Ressamlar Derneği
Sitemap | Son Yorumlar | Son Yazılar